Bu mahalleye önceleri sık sık gelirdim. Her defasında elimde evde kalanlardan birisi için bir paket olurdu ve ben çoğunlukla elimdekini teslim edip oradan derhal uzaklaşmak için acele ederdim. Sadece buraya ilk gelişimde rahat olduğumu hatırlıyorum, diğer her defasında kapıyı açan kişinin yüzündeki durgunluk, yere çakılı gözleri ve sanki utancından yükseltemediği sesiyle söylediği birkaç mecburi selamlama cümlesi içeridekilerin ruhsal durumunu bana da bulaştırır, kapının önünde ya da merdiven boşluğunda biraz daha oyalanacak olursam oradan hiç ayrılamayacakmışımcasına bir korkuya kapılıp hızlıca atardım kendimi apartmandan dışarı. kapıyı açanla apartman boşluğunda geçirilen o kısacık zaman da olabildiğine yorardı beni. Onların orada mahpus benimse özgür oluşum sanki onlara karşı işlenmiş bir kabahatmiş gibi suçluluk duymama yol açar, kapıyı açanın eşiğe sabitlediği bakışlarına merdiven boşluğuna sabitlediğim bakışlarımla karşılık verirdim. İçeri girmem yasaktı. Buna hep sevinmişimdir. Aksi olsaydı şayet ne yapar eder girerdim o kapıdan içeri. Böylesi onlar için güzel hayaller kurmama olanak sağlayan hoş bir cahillikti. O apartmanda olmadığım zamanlarda onların hayatları ve o ev o kadar da ürkütücü gelmezdi. Hatta içten içe istediğim zamanlar bile vardı onların yerinde olmayı. Orada olmak hapsedilmekten ziyade dışarıda yaşamak zorunda kaldığım yalandan beni kurtaracak, yıllardır özlemini kurduğum kendimle baş başa kalma arzumu tatmin edecek yegane kurtuluştu gözümde. Ama süresini bilmeliydim ve kısa olmalıydı. Nihayetinde hayaldi bu ve gerçek hayattaki sebatkar halimin aksine hayallerim hep çok cüretkar olurdu ki hayatının en azından birkaç yılında iki ayrı hayat yaşayıp çevresindeki herkese yalan söylemek zorunda kalmış birinin şehrin göbeğinde, kalabalık bir muhitte, bir apartman dairesine hapsedilip her kapı çalışının kendisini o apartman dairesinden eski hayatında tanıdığı kimseyle etkileşime geçemeyeceği ve kendi kendisinin gardiyanı olacağı dünya eksi birkaç şehir veya ülkecik yine mahpus bir özgürlüğe kavuşturacağını bekleyerek geçirmek hayal edip arzulanması çok da makul olmayan bir durum. Yine de bir yanım orada onlarla beraber olmayı istiyordu. Fakat bu istek merdivenleri çıkarken, kapı önünde ya da hızlıca apartmandan kendimi dışarı atmaya çalışırken değil, sokağa çıkıp da özgürlüğümü hissettiğim vakit çöküyordu üzerime. Paketi teslim edip de sokağa çıkıncaya değin bastırdığım asıl benliğimin uyanışıyla onları orda tutan şeyin bir parçası olduğumu fark etmek onlara karşı hissettiğim basit suçlulukla bir oluyor elimde olmadan içinde bulunduğum durumu sorgulamaya itiyordu beni. Basit bir kuryeden fazlası değilken ve yaptığım bu kadar basit bir o kadar da zararsızken hissettiğim vicdan azabı daha sonrası için ürkütüyordu beni. İnsanlara bence yanlış olanı yapmaktan hep kaçınmışımdır. Bunda her daim bencilce bir şeyler sezinlerim. Toplum ahlakını hiç düşünmeden hiçe sayabilirken kendimce oluşturduğum ahlakımın dışına çıkmak beni kendi vicdanımla baş başa bırakır ki bu bütün insanlığın beni yargılamasından çok daha ağır geçer her seferinde.Neyse arkadaşlar özetle çok acaip bi gizli örgütte ofis boy olarak işe başladım, kafam baya karışık.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder