Çok fazla şeye dair o kadar az bilgim var ki; mesela oblomovluk; bi keresinde babam bi kitap getirdi bana: oblomovluk nedir isimli(şu andan bakınca gönderme var mıydı acaba hediyesinde diye düşünmeden edemedim(o ne lan; düşünmeden edememek) ), sonra bi kaç yerde oblomovluk terimine rastgeldim, bi kaç yer dediğimin ilki o an için bir türlü hatırlayamadığım oblomovluk nedir kitabının ilk sayfasını kaplayan bir metin ve ben bu metnin bir kitabın arka kapağını da kapladığının ve benim metnin azıcık bir bölümünü teşkil eden sadece birkaç cümlesini okuyup bırakmış olduğumun farkına ankarada bir kitapçıda özlemle parçaları bozuk çıkmış puzzleımızı geri vermeye gittiğimizde yerine alacak daha güzel başka bir tane daha bulamadığımızdan, bişey alıp almama konusunda karar vermek adına kitapları kurcalarken rastgeldiğim oblomov kitabının arka kapığındaki yazıyı okuyunca vardım. Kitabın arkasındaki o yazıyı görmemden çok önce okuduğum bir kaç cümleden sonra zaten kararımı vermiştim bile; ben bir oblomovdum. Peki ya oblomovluk neydi, bilmiyordum ama hissediyordum ben oydum. Az bilgi nihayetinde inancı getiriyor ve olaya hisler hakim oluyor artık. Halbuki şöyle de bir söylevim vardır benim; “ben inanmaya inanmıyorum”. Bu özetle şu demek:” bir şeylerin bir şey halinde olduklarını varsayarak devam ediyorum hayatıma”. ama her nasılsa bütüne ait küçücük bir parçanın küçücük bir parçasından elde ettiğim bilgi bende öylesine bir özgüven yaratıyor ki bir süre o fenomenin kesinlikle doğru olduğuna ya da malum terimin tanımına gözlemlerime, bilgilerime dayanarak ve de sadece okuduğum birkaç cümlecikten yola çıkarak ulaşabileceğime inanıyorum ya da bu durumun mümkün olduğunu varsayıyorum. Şimdi, bu noktada, bunun inanç olup olmadığı tartışmaya açıktır, mesela ben kalkıp da o küçücük parçayla vardığım sonucun bir insan olarak nitel bir ifadeyle kendimi tanıdığımdan, kendimin ve diğer insan versiyonlarımın neler üretebileceğini elimizdekilere ve geçmiştekilere bakarak tahmin edebildiğimden mantıklı olan tanımı kafamdan oluşturuyorum diyebilirim ama bizzat ben bu zihinsel tembellik ve yetersizlikle bunu söylemeye kalkışamam. İddaalı olmaktan hep kaçınmışımdır. Nihayetinde ben liseli, okuma biliyor oluşumun tek işe yaradığı yer amerikan dizilerindeki altyazılar olan, felsefeye “i’m loving it” diyebilecek kadar düşkün bir eziğim. Bi de başlarken sadece yazmayı amaç ediniyorum, gerisi neyse ne, zaten çok uzun yazamam, sıkılıyorum.o yee.
18 Temmuz 2011 Pazartesi
yeni
Çok fazla şeye dair o kadar az bilgim var ki; mesela oblomovluk; bi keresinde babam bi kitap getirdi bana: oblomovluk nedir isimli(şu andan bakınca gönderme var mıydı acaba hediyesinde diye düşünmeden edemedim(o ne lan; düşünmeden edememek) ), sonra bi kaç yerde oblomovluk terimine rastgeldim, bi kaç yer dediğimin ilki o an için bir türlü hatırlayamadığım oblomovluk nedir kitabının ilk sayfasını kaplayan bir metin ve ben bu metnin bir kitabın arka kapağını da kapladığının ve benim metnin azıcık bir bölümünü teşkil eden sadece birkaç cümlesini okuyup bırakmış olduğumun farkına ankarada bir kitapçıda özlemle parçaları bozuk çıkmış puzzleımızı geri vermeye gittiğimizde yerine alacak daha güzel başka bir tane daha bulamadığımızdan, bişey alıp almama konusunda karar vermek adına kitapları kurcalarken rastgeldiğim oblomov kitabının arka kapığındaki yazıyı okuyunca vardım. Kitabın arkasındaki o yazıyı görmemden çok önce okuduğum bir kaç cümleden sonra zaten kararımı vermiştim bile; ben bir oblomovdum. Peki ya oblomovluk neydi, bilmiyordum ama hissediyordum ben oydum. Az bilgi nihayetinde inancı getiriyor ve olaya hisler hakim oluyor artık. Halbuki şöyle de bir söylevim vardır benim; “ben inanmaya inanmıyorum”. Bu özetle şu demek:” bir şeylerin bir şey halinde olduklarını varsayarak devam ediyorum hayatıma”. ama her nasılsa bütüne ait küçücük bir parçanın küçücük bir parçasından elde ettiğim bilgi bende öylesine bir özgüven yaratıyor ki bir süre o fenomenin kesinlikle doğru olduğuna ya da malum terimin tanımına gözlemlerime, bilgilerime dayanarak ve de sadece okuduğum birkaç cümlecikten yola çıkarak ulaşabileceğime inanıyorum ya da bu durumun mümkün olduğunu varsayıyorum. Şimdi, bu noktada, bunun inanç olup olmadığı tartışmaya açıktır, mesela ben kalkıp da o küçücük parçayla vardığım sonucun bir insan olarak nitel bir ifadeyle kendimi tanıdığımdan, kendimin ve diğer insan versiyonlarımın neler üretebileceğini elimizdekilere ve geçmiştekilere bakarak tahmin edebildiğimden mantıklı olan tanımı kafamdan oluşturuyorum diyebilirim ama bizzat ben bu zihinsel tembellik ve yetersizlikle bunu söylemeye kalkışamam. İddaalı olmaktan hep kaçınmışımdır. Nihayetinde ben liseli, okuma biliyor oluşumun tek işe yaradığı yer amerikan dizilerindeki altyazılar olan, felsefeye “i’m loving it” diyebilecek kadar düşkün bir eziğim. Bi de başlarken sadece yazmayı amaç ediniyorum, gerisi neyse ne, zaten çok uzun yazamam, sıkılıyorum.o yee.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder