Sigaranın dumanı önce ince bir çizgi halinde yükseliyor sonrasında kıvrılıp birkaç ayrı kıvrık çizgi halinde yükselmeye devam ediyor, çizgilerin birkaçıysa tam masa lambamın hizası tavanmışçasına lambanın etrafında asılı kalıp darmadağın oluyorlardı. Lambanın ötesinde karanlığa doğru yükselmeye devam edenleri izlemeye çalışmaktan vazgeçtim. Işığın etrafındakilerde karar kıldım. Ampule doğru kamikaze pilotları gibi hızlı ve cesurca ama tereddütlü ve üzgün gidenleri vardı aralarında, bazılarıysa lambanın etrafında biraz dolanıyor sonrasında görebileceğimden karanlığa, odanın çoğunluğunu kaplayan karanlık tarafta bir yerlere gidiyorlardı. Uzunca bir süre ampule doğru bakıp gözlerimi kapattım, yavaşça yaslandım koltuğa, sağ göz kapağımda kırmızı, küçük yanıp sönmekten ziyade zonklayan bir güneş vardı. Kaybolmasını bekleyip tekrardan açtım gözlerimi. Biraz daha bakındım dumana. Sigara bitmiş geriye sadece kül tablasına asılı tüten bir izmarit kalmıştı. Tam kafamı kaldırmış tekrardan göz kapağıma güneş yapacakken biz toz parçası çekti dikkatimi. Düşmüyor, aşağı doğru süzülüyordu. Küçük bir yüzeyi var gibiydi. Eni ve boyundan bahsedilebilirdi belki ama derinliği yoktu. Küçücük bir kağıt parçası gibi döne döne süzülüyordu. İçimden “toz” diye geçirdim önce. Ama toz değildi, yakın bir zamanda bir şeyin parçası olduğu çok belli küçük bir hiçti. Daha toz olabilmek için yeteri sayıda yandaş edinememişti kendine. Bir şeyken başka bir şey olmanın arasındaki zamandaydı tam da ve çok yalnızdı. Aşağı varmamak içinki direnişinden anlayabiliyordum bunu. Aklı geldiği, kopartıldığı yerde ve oradaki hayatındaydı. Tüm gücümle üfleyip ışığın altından uzaklaştırabilirdim onu. Yapmadım, yaparsam bir daha bulamaz, göremezdim onu. Acı çekişini seyretmek iyi gelmişti bana. Korunaklı, pek sevgili hayatına bir daha dönemeyecek oluşu yetmezmiş gibi eskiden iğrenerek baktığı o çirkin, bayağı, pisliğin ta kendisi tozların arasına düşecekti birazdan. Hüzünle korku belirsizliğin korkutuculuğuyla karışıp iç içe geçiyor, tüm benliğini karanlığa doğru döne döne, yavaşça çekiştiriyordu. Neler olacağını hem düşünüp tahmin edebilmek istiyor hem de bundan ölesiye çekiniyordu. İyi şeyleri bir türlü getiremiyordu aklına. Şu an içinde bulunduğu bu hiçlik haline bile yerçekimine inat sıkı sıkıya tutunuşundan belliydi korkusu. Ağladığından emindim. Düşünmemeye çalışamayacak kadar içindeydi olanın. Çünkü bütünlüğünü bile koruyamayacağını biliyordu. Önce parçalara ayrılacak, sonra her bir parçası ufalanacak ve her bir zerresi kendisi gibi tozlarla oradan oraya sürüklenecekti. Belki eskiden ait olduğu yere dönerdi bir zerresi ve eskiden ait olduğu yerden zerresine iğrenerek bakacaklarını da biliyordu. Toz olacaktı, pislik bellenecek, silinecek, üflenilecek, iğrenilecekti. Hiçbir yere ait olamayacaktı artık. Gittiği her yerde her an gitmeyi bekleyecek ve yavaşça delirecekti. Ufalanan gövdesi gibi benliği de ufalanacaktı. Belki bir pislik olmaya alışıp naralar atarak karşılayacaktı her esintiyi ve en önde koşanı olacaktı pisliklerin. Ah nasıl da tiksiniyorum senden müstakbel toz! Korkusuz ve asil kamikaze dumanlarını düşündükçe katlanıyor sana olan nefretim.
Işığın aydınlattığı alandan çıkmak üzereydi artık. Biraz sonra yere değecekti. Usulca eğildim yanına doğru. Beni fark etmesine izin vermeden uzunca seyrettim. Biraz daha yaklaşsam ağlayışını bile duyabilirdim. Tek başına geçirebileceği çok vakti kalmamıştı. Derin bir nefes aldım ve var gücümle onu en yukarıya taşımaya yetecek kadar hızla üfledim. Artık ağlamak için fazladan bir sürü zamanı vardı ve emindim o korkak, nihai son geciktiği için kısa bir süreliğine de olsa sevinip unutacaktı her şeyi. Güldüm içimden; sevin bakalım pislik, daha çok ağlayacak vaktin olduğuna sevin!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder